Kültür Mirasları İçin Taşları Yerinden Oynatan Adam: Özgen Acar

ANKARA- Başbakan Erdoğan ABD dönüşü Yorgun Herkül heykelinin üst kısmını beraberinde getirdi. Heykel Antalya Müzesi’nde bulunan altı ile birleşecek. Türkiye’nin kültür mirasını zenginleştiren bu müthiş öykünün arkasında gazeteci Özgen Acar’ın başarısı var

Başbakan Erdoğan’ın ABD dönüşünde uçağında birlikte getirdiği “Yorgun Herkül” heykelinin üst kısmı, yakında Antalya Müzesi’nde bulunan alt kısmı ile birleştirilecek. Türkiye’nin kültürel mirasına katkı yapan bu “birleşme”de süreci son dönemde takip eden Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın da önemli payı var.

Ama biz bugün bu “Herkül heykelinin birleşmesi ve Türkiye’ye dönüşü” macerasının arkasındaki gerçek kahramanı tanıtmak istiyoruz.

O adam bir gazeteci. İsmi Özgen Acar.

Cumhuriyet okurları ve Türk medyasının ve arkeoloji dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Yine de mütevazi ve çok öne çıkmayan kişiliği nedeniyle onu tanımayanlar da olabilir. Bu yüzden kendisiyle yaptığımız söyleşinin sonuna Özgen Acar’ın kısa yaşam öyküsünü de ekledik.

Özgen Acar gazeteciliğe başladığı 1960 yılından beri özellikle tarih, arkeoloji alanlarına da eğilen üretken ve verimli bir kültür insanı profili çiziyor.

Kendisi ile yollarımız 1990’da Cumhuriyet’te kesişti. Yolladığı Herkül haberi Yazıişleri’nde heyecan yarattı. O sırada ben arka sayfa editörlüğünü yapıyordum. Birlikte çalıştığımız sayfa art direktörü Nurgün Erdinç’in farklı fotoğraflar üzerinde yaptığı titiz çalışma ile ilk kez Herkül’ün altını ve üstünü sayfada birleştirdiğimizi anımsıyorum.

Ve Herkül ilk kez birleşmiş olarak dünya sahnesine Cumhuriyet’te yer alan o fotoğrafı ile çıktı. Sonra zaman zaman bu haberi sürdürdük.

Sonradan Türkiye’ye getirilmesinde Özgen Acar’ın sürekli irtibat içinde bulnduğu Prof. Dr. Jale İnan’ın da büyük katkısı oldu.

Yorgun Herkül’ün bulunuşu ve Türkiye’ye kazandırılışı Özgen Acar’ın tek başarısı değil. Onun bunun gibi, bir kısmını bu söyleşide aktardığı nice öyküsü var. Ayrıca Herkül, neredeyse Anadolulu sayılır. Bu topraklarda can verip yattığını da biliyoruz. “Herakles”ten evrilerek Ereğli adına dönüşen Herkül’ün ismi bugün Anadolu’da 4 ayrı kentimize de adını veriyor.

Değerli Özgen Acar yoğun mesaisi içinde sorularımızı yanıtlamak nezaketinde bulundu. Şimdi okurlarımıza “Taşları yerinden oynatan adam” ile, Özgen Acar ile yaptığımız bu zevkli söyleşiyi sunuyoruz:

-Sayın Özgen Acar, bu Herkül olayını ilk nasıl fark etmiştiniz?

Eylül 1990’da New York Metropolitan Sanat Müzesine (MET) Shelby White ve Leon Levy çiftinin özel koleksiyonunu görmeye gittim. Anadolu bağlantılı pek çok yapıt vardı. Bu arada bir mermer heykelin üstü dikkatimi çekti. Yorgun Herkül adındaki bu heykel bana hiç de yabancı gelmemişti. Ancak yaşamımda bu heykeli hiç ama hiç görmemiştim. Bu heykel bende sanki daha önceden görmüşüm gibi bir izlenim yarattı. Cam vitrin içinde altında bir silindir kaideye oturtulmuş bu heykelin çevresinde dolaşarak incelemeye başladım. İnceledikçe sanki daha önce görmüşüm gibilerden bir kanı pekişmeye başladı. Ben vitrinin çevresinde dolaşırken, müze bekçisi de benden huylanmıştı. Ben heykelin çevresinde dönerken, onun da benim çevremde dolaştığını, bir süre sonra öteki ziyaretçilerin donmuş bakışları ile bizi gözetlediklerini algıladım. İncelemeyi bırakıp, serginin katalogunu aldım. Fotoğrafının fotokopisini çıkarttım.

Türkiye’de yaklaşık 95 müze var. Hiçbirine değil, doğrudan dönemin Antalya Müze Müdürü Kayhan Dörtlük’e fotoğrafı ilettim. O müzeyle ilgisi olduğuna emindim. On dakika sonra Kayhan Bey ile telefonla konuştuğumda “Ağabey, bu bizim Perge’de bulunan Yorgun Herkül’ün üstü. Müze uzmanları ile birlikte inceledik. Şimdi bakanlığa bildirip dikkatlerine sunacağım. İnşallah bu heykeli Türkiye’ye kazandırırsınız…”, dedi.

-Olayla ilgili araştırmalar nasıl oldu, ilk nasıl ne zaman haberleşti?

Haberi 17 Kasım 1990’da Cumhuriyet gazetesinde ve Amerikan sanat dergisi Connoisseur’da yayımladım.

-Habere tepkiler nasıl oldu?

Bu arada iki noktada düş kırıklığı yaşadım. Birincisi yıllardır Perge’yi kazan ve dünyanın sayılı heykel uzmanlarından Prof. Dr. Jale İnan ile konuştuğumda haberde kullanılan birleştirme fotoğrafına dayanarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu heykel Yunan heykeltıraş Lysippos’un İÖ 4. yy’da yaptığı ünlü Yorgun Herkül’ün Roma kopyasıdır. Dünyada 50 kadar Roma benzeri vardır. Düşüp kırıldıklarında genellikle bu doğrultuda bölünmüşlerdir. Ayrıca resme göre aradaki boşluk uyumsuzluğu da gösteriyor.”

Connoisseur’deki haber üzerine Nev York Times Gazetesi, Boston Güzel Sanatlar Müzesi Müdürü Cornelius Vermuele III ile bir konuşma yaptı. Heykeli müze ortak almıştı. Klasik heykel uzmanı olan müdür demecinde şöyle dedi:

“Bu heykelin Türkiye çıkışlı olduğu söylenemez. Dünyada bundan pek çok var. Kaldı ki bir heykelde iki göbek olamaz!”

İki uzmanın bu açıklamaları beni güç durumda bıraktı. Ancak Dörtlük ve uzmanlarının farklı düşünmeleri tek dayanağımdı. Türkiye’ye geldim. Prof. İnan’a iki parçanın resimlerini gösterdim. O zaman bana hak verdi. Prof. İnan, basına verdiği demeçte “Bakanlık beni Boston’a göndersin. İki parçanın bağlantısını kanıtlayabilirim.” dedi.

-Sonra süreç nasıl gelişti?

Öğrencisi olan Anıtlar Ve Müzeler Genel Müdürü Prof. Dr. Engin Özgen, Prof. Jale İnan’ı Boston’a gönderdi. Prof. İnan, Antalya’daki parçanın üstünün kalıplarını götürdü. İki tarafın uzmanları ve avukatları önünde yapılan denemede parçalar uymadı. Müze yönetimi zevkten dört köşeydi.

Jale Hanım Türkiye’ye döndüğünde telefon ederek “Kesin ikisi bir bütün. Alttaki silindir kaide çıkarılmadığı için uyum sağlanmadı. Bir daha gidip kanıtlayacağım. Haklıymışsın…” dedi. Bu arada Türkiye adına Boston’daki denemeye katılan Afrodisyas Kazı heyeti Başkanı Dr. R.R.R. Smith’i Nev York’tan telefonla aradım. O da uyum gösterdiğine emindi. Rahatladım.

-Bu sürecin bugün olumlu sonuçlanmasında geçmişte katkısı olan bakan, yetkili ve isimler varsa kimler?

Ancak Bakanlık ve Genel Müdürlük ilk deneme sonucundan memnun kalmadıkları için Prof. İnan’ı yeniden Boston’a göndermek istemediler. O da kendinden emin olarak, Perge’deki Alman uzmanlara alt bölümün alçı kopyasını yaptırttı. Amerika’daki avukatlar aracılığı ile üstü taşıyan silindir kaidesi çıkartıldı. Jale Hanım kendi masraflarını karşılayarak Boston’a gitti. Aynı uzmanlar ve avukatlar önünde deneme yinelendi. İki parça birebir uyum sağladı.

Vermule, Jale Hanım’ın elini öperek kutladı. Jale Hanım Türkiye’ye dönünce “Gerçekte benim değil senin elini öptü!” sözleri ile bir alçakgönüllülük içinde davrandı.

-Cumhuriyet dışında basın ve medyada kimler ne kadar ilgilendi ve destek oldu?

Amerikan Connoisseur dergisi dışında Türk basınından fazla bir ilgi olmadı…

-Türkiye’ye gelmesine karşı en büyük direnç kimlerden, nerelerden nasıl geldi?

İlk denemede uyum sağlanmayınca Bakanlık ve Genel Müdürlükten direnç geldi.

-Bu direnç hangi noktada nasıl aşıldı, kırılma nerede oldu?

İkinci denemeden sonra Jale Hanım’ın doçenti Haluk Abbasoğlu’nun Perge bağlantısını kanıtlayan raporu ve karşı tarafın pazarlığa girme eğilimleri de kırılmayı oluşturdu. Ancak daha sonraki bakanlar ve genel müdürler bu dosyayı unuttular.

-Bugünkü son başarının arkasında kimlerin gayreti ve katkısı var.

Bugünkü girişimin ardında Kültürel Varlıklar ve Müzeler Genel Müdürü Osman Murat Süslü, uzmanlarının kararlılıkları ve Bakan Ertuğrul Günay’ın desteği var.

-Törene davetli misiniz?

Duruma bağlı!

-Herkül neden yorgundu?

Herkül’ün 12 dev işinden biri olan bir aslanı günlerce bekleyip elleri ile boğarak öldürmesi sonrasında antik dünyada simgelenen yorgunumsu görüntüsüne günümüzde takılan bir addır.

-Heykel’le birlikte Anadolu’da yaygın Herkül kültü ve heykelleri üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Bazı müzelerimizde benzeri heykeller var. Anadolu’da bugün Herkül adını taşıyan dört yerleşme bulunuyor. Bu yarı tanrının adı antik Yunanda Herakles, Roma’da ise Herkül’dür. Herakles’in başındaki “H” harfini atarsanız telaffuzunda “Erakle” sözcüğü zamanla Ereğli olmuştur. Bugün Karadeniz, Marmara, Konya Ereğlileri ile Araklı ilçemizin adları bu yarı tanrıdan gelir.

-Sizin gazetecilik yaşamınızda buna benzer veya başka ilginç öyküler var mı?

Oldukça fazla. Bir benzerini Manisa’dan kaçırılan Marsiyas Heykeli’nde yaşadım. New York’ta bir antika galerisinde gördüm. Haberleştirdim. Türkiye’ye geri geldi. Manisa Müzesi’nde sergilenirken bir gece yalnızca bu parça çalındı! Sonra onu Ödemiş yolunda saklandığı yerde saptayıp yetkililere bildirdim.

-Yüzyılın “Elmalı Dekadrahmi” definesi olayı ne oldu, nasıl gelişti, şimdi ne noktada?

1966-68 yılları arasında Uşak’tan kaçırılan “Karun Hazinesi’nden” sonra 1984’te Elmalı’da bulunan ve 1900 sikkeden oluşan “Yüzyılın Definesi’nin” de yıllarca sonra geri getirilmesini sağlattım. Ancak mahkeme kararı beklenmeden geri getirilmesinde İstemihan Talay’ın bakanlığı sırasında vahim hata yapıldı. Define yine Antalya Müzesi’ne geri geldi. Ama, defineyi satın alan Amerikalı zenginden dünyanın en önemli antik sikkeleri olan 14 dekadrahmi yerine 6 tanesi geri alındı. Sonradan onlar da istenecekti. Ama ilgisizlikten peşi bırakıldı.

-Siz yıllardır Türkiye ve Kıbrıs’ta arkeoloji ile yakından ilgileniyorsunuz. Bu konuda genel olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

KKTC’den kaçırılan Kanakarya mozaiklerini Türkiye ve ABD’de yayımladım. Rumlar alıcıyı dava ettiler. KKTC ilgi göstermeyince mozaikler Güney Kıbrıs’a döndü. Yunanistan’dan kaçırılan bir altın takı hazinesini de yine yayımladım. Yunanistan dava etti. Vaşington’daki Yunan Büyükelçiliği sürekli olarak bana danıştı. Geri aldılar. İngiliz Scotland Yard’ın sanat hırsızlığı bölümünden bir görevli benden bir Yugoslav kaçakçı hakkında telefonla bilgi istedi. Gerekli bilginin yanı sıra kaçakçının bir kıyı bankasındaki hesabının numarasını da verdim. Birkaç yıl sonra o görevli Türkiye’den kaçırılan bir yapıtın Londra’da bir galeride bulunduğunu bana ihbar ederek, bir anlamda vefasını gösterdi. O parça da geri döndü. Benim vecize haline gelen bir sözüm var: “Tarih yerinde güzeldir…”

-Berlin Bergama (Pergamon) Müzesi ekimde başlayan bir yıllık bir sergi açıyor, bu konuda neler söylersiniz?

Bu sergi ile Hatuşaş Sfenksi’nin geri dönüşü arasında bağlantı kurulmuştu. Ancak son gelişmenin ne olduğunu henüz bilmiyorum.

-Şu an nelerle uğraşıyorsunuz?

Bu öyküleri derlemeye çalışıyorum…

ÖZGEN ACAR kimdir?

İzmir Atatürk Lisesi ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi (1962) Maliye ve Ekonomi Bölümü mezunu. Gazeteciliğe öğrenci iken, Türkiye’nin en eski gazetesi Cumhuriyet’te (1960) başladı. Parlamento, ekonomi ve dış politika muhabirliği yaptı. Reuters Ajansının Ankara Bürosunu (1972) açtı. 1980’de Milliyet Gazetesinin Atina Temsilciliği görevini dört yıl, Ankara Bürosu Haber Müdürlüğünü iki yıl, New York Temsilciliğini bir yıl sürdürdü.
New York’ta üç yıl serbest gazetecilikten sonra Cumhuriyet Ankara Bürosuna (1990) döndü. İki yıl için Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği görevini (1992–94) yüklendi. Ankara Bürosunda araştırmalar, “Kavşak” köşesinde, Türkiye’nin dış siyasası, dış ekonomik ilişkileri ve tarihsel mirasın korunması gibi konularda yorum yapıyor.
Türkiye’de mesleki örgütlerde çeşitli görevlerde bulundu. Ayrıca, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) Yönetim Kurulunda Türkiye’yi bir, Başkanlık Divanında (Büro) Avrupa’yı altı yıl temsil etti.
Tarihsel, kültürel ve dinsel mirasın korunmasına ilişkin olarak Roma’da yapılan uluslararası UNIDROIT toplantılarına katılan Türk Heyetinde Dışişleri Bakanlığı Danışmanı olarak bulundu.
Türkiye’nin tarihsel, kültürel, dinsel mirasının korunması, kaçırılan eserlerin Türkiye’ye geri getirilmesi konusunda yıllarca süren araştırmalar yaptı. Bu bağlamda, aralarında Karun Hazinesi, Elmalı Definesi, Marsiyas Heykeli, Erdek Arkaik Torsosu, Çelenkli Lahdin yanı sıra çeşitli Osmanlı yapıtlarının geri getirilmesini sağladı.
Yabancı dergilerde kapak konusu olan araştırmaları yayımlandı. Çeşitli Türk ve yabancı TV belgesel programlarında danışmanlık yaptı. Türkiye’deki tüm antik tiyatroları içeren iki ciltlik kitabı yayıma hazırlanıyor.
Değişik tarihlerde özellikle araştırma dalında çeşitli basın ödülleri aldı, iki kez “Yılın Gazetecisi” seçildi. Türkiye’nin en önemli basın ödülü “Sedat Simavi Ödülünü” (1990) bir araştırması ile kazandı.
Türkiye ile Yunanistan arasında dostluğu öngören “Abdi İpekçi Barış Ödülüne” Atina ve İstanbul jürisince layık görülen tek kişi oldu. ABD’de yayımlanan bir araştırması (1990) “Ulusal Dergi Editörleri” ödülüne aday gösterildi.
Türkiye’deki çeşitli Rotary Klüplerinden 6 kez “Mesleki Hizmet Ödülü” aldı. Truva Folklor Araştırmaları Derneği (2006) ile Antik & Dekor Dergisi (2007) tarihsel mirasın korunmasına katkıları nedeniyle, basın dalındaki özel ödüllerini verdiler. Dil Derneğinin Türkçeye katkı ödülünü (2011) aldı.
Askerlik hizmetini yaparken “5. Kolordunun Başarı Şildini” (1967) şimdiye değin alan tek yedek subay oldu.
Boğaziçi Üniversitesince “Onursal Doktor” Unvanı (1996) verildi.
Son olarak İtalya Cumhurbaşkanınca (2008) “Şövalye Nişanı” ile ödüllendirildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla